30 Nisan 2014 Çarşamba

KREMALI SEBZELİ MAKARNA

       Bugün akşam için dünden kalan yemekleri ısıtmaya karar verdim ama hepsinden az kaldığı için yanına bi destekleyici yapmam gerekti. Pilav yapmak istemedim, uzun zamandır kremalı bi makarna yapmadığımı fark ettiğimde geçmişten bi makarna özledim. O kadar uzun zamandır yapmıyorum ki tadını dahi unuttum ((: Çok zengin, çok lezzetli, çok besleyici ve sebze sevmeyenlere dahi sebze yedirecek bi tarif (: Kaliteli ve iyi soğutulmuş bir kadeh beyaz şarap kremalı sokusuna muhteşem uyum sağlar. Yanına ekşi tatlı soslu tavuk göğsü servis edebilirsiniz (: Tavuğa ekşi tatlı tadını krema ve limon içinde ya da şarap ve bal içinde marine ederek ulaşabilirsiniz. Bir kaç saat marinede bekleyen tavuk göğüslerini ızgara ya da grillde pişirerek ılık makarnanın yanında sıcak servis edin.. Hay bin kunduz, canım istedi (((: Evde olmayan bir yemeğin tarifini vermek iyi bişey değilmiş (((((: Gelelim makarnamıza;
  • 1 büyük havuç
  • 1 büyük kabak
  • 3-4 parça karnabahar
  • 1 paket sebzeli makarna (250 gr.)
  • 1 paket krema (200 ml.)
  • tuz karabiber muskat
       Havuç ve kabağı kürdan şeklinde doğrayın (standart kürdan boyunda ve olabildiğince ince), karnabahar parçalarını ince ince ayırın. Kaynayan suya tuz atıp sebzeleri içinde 10 dakika kaynatarak pişirin. Pişen sebzeleri kevgir yardımıyla derin bir kaseye alıp makarnayı sebze suyunun içinde 10 dakika haşlayın. Makarnayı süzdükten sonra tencerenin içine sebzeleri yeniden alın, üzerine kremayı boşaltıp taze karabiber çekin, bir miktar da muskat rendeledikten sonra (karabiber ve muskat miktarı tamamen sizin damak tadınıza kalmış, ben karabiberi değirmenden öğüterek döktüğüm için net miktar veremem ama yaklaşık 1/4 çay kaşığı diyebilirim. Muskat içinde aynı miktar yeterli olacaktır) sebzelere zarar vermeden arada karıştırarak krema yarıya inene dek birlikte pişirin. Süzdüğünüz makarnaları sebzeleri soğumaya bıraktığınız derin kaseye alıp kreması yarıya inen sebzeleri de üzerine boşaltıp zarifçe karıştırın, sebzeleri ezmemeye dikkat edin. Makarnayı yeniden tencereye alıp 1 saat kadar dinlenmeye bırakın. Dibe inen kremayı beklerken çekecek, servis yapmadan önce biraz ısıtıp ılık servis edin. Serviste üzerine parmesan rendeleyebilirsiniz, parmesanım bittiği için ben sadece taze fesleğenle süsledim (: Ama damağım parmesanı aradı ne yalan söyleyeyim, özellikle beyaz şarapla tüketecekseniz parmesan rendelemeyi atlamayın derim (:


         AFİYET OLSUN (:

28 Nisan 2014 Pazartesi

SAVİORDİ PASTA

        Eskiden beri takip eden bilir, eşim tam bi tatlı canavarı. Belki benim "baking" olayına sarmam da ondan kaynaklandı ((: Çoğunlukla orijinal şef tarifleriyle ve uyarlamalarla hareket etsem de arada da elimdeki malzemelerle lezzetli atıştırmalıklar çıkarmaktan hoşlanırım. Bu cumartesi de saviordi bisküvilerimle bi pasta yapmak istedim, onların sıvıyı çekince yumuşucak hale gelmelerini çok severim, zaten tiramisu da en sevdiğim tatlıdır. Ama elimde mascarpone yoktu ben de saviordi tabanlı bi pasta yaptım. Basit ve hafif, buyrun birlikte yapalım.
  • 1 paket saviordi
  • 3 tatlı kaşığı gold kahve
  • 1 kupa sıcak su
  • 1/2 kupa soğuk su
  • 500 ml süt
  • 2 çorba kaşığı kaliteli kakao
  • 1,5 dolu çorba kaşığı nişasta
  • 4-5 çorba kaşığı toz şeker
  • 1 portakal
  • 200 ml soğuk çiğ krema
  • 2 çorba kaşığı pudra şekeri
  • çilek
        Kahveyi sıcak suda eritip soğuk suyu da ekleyerek derin bi kasenin içine alın. Puding ve krema yeterince şekerli olacağı için kahveye şeker eklemeyin. Kahve kenarda soğurken sos tenceresine sütü, kakaoyu, nişastayı ve şekeri ekleyip tamamen eritene dek karıştırıp ocağa alın. Yoğunlaşıp kaynamaya başladığında portakalın kabuğunu içine rendeleyip pudingin altını kapatın. Kare bir borcamın tabanını pastayı kolay çıkarabilmek amaçlı streçle kaplayıp bisküvileri kahveye batırarak tabanı kaplayın. Üzerine pudingi döküp bir sıra daha kahveye batırılmış bisküvi sıraladıktan sonra pudra şekeriyle çırpılmış kremayı üzerine yayıp buzdolabında 4 saat dinlendirin. Pastanızı dikdörtgen dilimleyip üzerini çilek dilimleriyle süsleyerek soğuk servis edin.


             AFİYET OLSUN (:

FIRINDA BİBER DOLMASI

        Bu haftasonu biraz yoğundu. Cumartesi şehirdışından misafirimiz vardı, akşamına konser vardı, pazar sabahı şehrin biraz dışında yörük çadırlarına kahvaltıya gittik ama bu arada mutfağı da aksatmadık (: aman canım ne var eğlenceli yorgunluklar bunlar, demeyin yorgunluk yorgunluktur, net! Canım çıktı. Üstüne bugün pazartesi ve 19 görüşme yapmam gerekiyordu, "yapıdım" (: bir saat sonra da toplantım var.. Oy dağlar nerelere gidem beeeen :P Bunca yoğunluk arasında sizi de aksatmıyorum farkediniz lütfen :P
          Zarif eşimin mutfakta ne kadar başarılı olduğundan bahsetmiş miydim daha önce bilmiyorum (: ama bu pazar mutfağa giren oydu, ben yamak rolündeydim ((: Ben mutfaktayken gelip sağımdan solumdan tezgahımı karıştıran beyefendinin işine bu kez ben burnumu soktum itinayla ((: Keyifli bi yemek yaptık, pek de keyifle yedik. Maşallahınızı eksik etmeyiniz ((: İşin fırın aşamasına kadarını eşim yaptı, sonrasını ben devraldım.
          Malzemelerin hazırlık aşamasında başladım burnumu sokmaya, sağında solunda dolandım, ne kadar pirinç koyacağını sordum "1 çay bardağı " dedi;
           Çıkarttım önüne üç çay bardağı koydum, "3 boy çay bardağımız var hangisi :D" dedim, şok olmuş bi şekilde "ortadaki" dedi, biliyodum ((: maksat gıcıklık. "Suyunu nasıl ayarlıyosun" dedim "göz kararı O.O" dedi, "pilavdan yola çıkarsak pirincin iki katı kadar koyabilirsin, hem tam pişer hem sebzenin suyu dolmanın suyu olur" dedim.. Öyle böyle sabırla yaptı dolmasını sevgilim (((:
            Vereceğim malzeme listesi 12 büyük biber dolması için ideal.
  • Başları çıkarılmış 10-12 biber
  • 1 çay bardağı yıkanmış pirinç (ben yıkamam, dolmanın suyuna pirincin nişastası yoğunluk katar ama eşim yıkadı, sesimi çıkarmadım (((: pirinci yıkayıp yıkamamak size kalmış ama ben yıkamıyorum, tekrar belirteyim
  • 300 gr az yağlı dana kıyma
  • 2 orta boy kuru soğan, ince kıyılmış
  • 1/3 bağ maydanoz, ince kıyılmış
  • 1 tatlı kaşığı biber salçası
  • 1 su bardağı domates rendesi
  • 1-2 çorba kaşığı sıvıyağ
  • tuz karabiber pul biber
  • 2 çay bardağı kaynamış su
          Biberlerin sap kısımlarını daha sonra şapka olarak kapatabilecek şekilde çıkarıp çekirdekli kısımlarını kesin. Derin bi kabın içine pirinç, kıyma, kuru soğan, maydanoz, salça, domates rendesi ve baharatları koyup karıştırın. Biberlerin içini gevşek doldurun ki pirinçler rahat pişsin, tıka basa doldurursanız pirinçler iyi pişmeyebilir. Doldurduğunuz biberleri dik olarak derin bir tencereye yerleştirip ocağa alın. Kaynayan 2 çay bardağı suyu tencerenin dibine ekleyip kaynamaya başladığında pişirme suyuna tuz serpip altını kısın 25 dakika kapağı kapalı, kendi buharıyla pişmeye bırakın.




            Dolmaların altını kapattıktan sonra tek tek bir borcama ya da pişirme kabına sıralayın. Tencerenin dibinde kalan suya 1 tatlı kaşığı domates salçası katıp çırpma teliyle tamamen eriyene dek karıştırın. Dolmaları tencereye dik yerleştirdiğiniz için bütün lezzet içinde kaldı, suyu çok duru kaldı, fırına vermeden önce suyunu da lezzetlendirmek gerekiyor. Salçayla lezzetlendirdiğiniz pişirme suyunu pişirme kabına, dolmaların tabanına boşaltın. Fırınınızı 220 'C de ısıtıp biberlerin üzeri kızarana dek fırında tutun. Yaklaşık 20 dakika sürüyor. Kendi buharında da pişse, tencerede pişen biber dolmasında haşlanmış biber tadı olur, bu da pek lezzetli olmaz, bundandır ki hiç bir yemek annemizin yemeğini tutmazken dışarıda yenen biber dolmaları daha lezzetli olur (: Tencere yemeklerini fırın kabına boşaltıp yüksek sıcaklıkta ısıtılmış fırında 10 dakika dahi tutsanız lezzetinin yoğunlaştığını görürsünüz, bu da bir püf nokta olsun size ((:



              Bize afiyet oldu dün akşam, yanına da cacıkla mis gibi oldu hem de ((: Sıra sizde..

              AFİYET OLSUN (:

23 Nisan 2014 Çarşamba

ÇİKOLATA ÇİZGİLİ KURABİYE

       Bugün 23 Nisan, neşe doluyor insan (: kardeşim evden çıkarken "bugün 23 Nisan ne yapıcan bana" dedi ((: İşine geldi mi koca kız işine geldi mi yasal sınırlar içinde -18 (((: kurnaz tilki n'olcak ((: Sürekli kek yapıyorum bu kez de kurabiye yapayım dedim. Ama uzun uzun tariflerle, malzemelerle uğraşacak enerjim de yok. Oldukça basit bir tarif yapıp erimiş çikolatayla süsleyerek zenginleştirdim. Şu an orta sehpanın üzerince kurnaz ergenin eve dönüşünü bekliyor (: Erittiğim çikolatanın artanını da donmuş vişneyle birleştirerek sevgili kocamın en sevdiği çikolatadan yaptım (: Bizim evdekilere afiyet olsun size de kolay gelsin (: Tarife başlarken kendinize 100-150 ml'lik bi ölçü kabı belirleyin, ben bunun için mini su bardağı kullanıyorum 150 ml alıyo, ama ölçünün önemi yok, bütün malzemeleri aynı kapla ölçün yeter.
  • 3 kap un
  • 1 kap pudra şekeri
  • 1 kap fındık yağı
  • 2 çorba kaşığı süt tozu (kahve beyazlatıcı değil, süt tozu)
  • 1/2 çay kaşığı kabartma tozu
  • 1 yumurta
  • 2 paket sütlü çikolata
       Çikolata hariç bütün malzemeleri yoğurma kabına alın, yağlı ve sert bi hamur elde edene kadar yoğurun. Tatlı kaşığıyla eşit parçalar bölüp elinizde yuvarlayarak şekil verin. Yağlı kağıt serdiğiniz fırın tepsisine dizip 170 'C de ısıttığınız fırında 16 dakika pişirin. Kurabiyeleri fırından çıkardıktan sonra benmari usulü erittiğiniz çikolataya çatal daldırıp kurabiyelerin üzerinde gelişigüzel gezdirin. Tepside çikolatalar donana kadar bekleyip kurabiyeleri servis tabağına dizin. Sütle nefis olur (:



         AFİYET OLSUN (:

TON BALIKLI MAKARNA VOL2.

      Önceki tarifte ton balıklı makarnayı çok sevdiğimi ve çok farklı şekillerde yaptığımı yazmıştım. Bugün evde olunca canım gene ton balıklı makarna istedi ama bu kez daha Uzak Doğu esintili (: tatlı, ekşi, acı, tuzlu hepsi bir arada ((: Yanına da limonata içmek istedim, onun tarifini de ayrıca veririm ama bugün hazır limonata kullandım (((: Hazır içecekler her zaman çok şekerli oluyor, sulandırdığınızda da aroması bozuluyo, ben de içine dondurulmuş vişnelerden bir kaç tane attım, enfes oldu öneririm (:
        Bugün malum 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve ÇOCUK BAYRAMI. Ton balıklı makarnayı çocuklar da çok sever, bu hali pek küçük çocukların damak tadına hitap etmese de bunu kendinize yapıp onlara da bol ketçap ve mısır ekleyerek yedirebilirsiniz balığı. Yeri gelmişken, haftalık 2 kutudan fazla ton balığı yemeyin, çocuklarınıza da yedirmeyin. Her ne kadar ton balığı omega bakımından en zengin balıklardan olsa da içince bulunduğu konserveden dolayı ağır metal barındırır, bu ağır metallerin bi kısmını vücut tolere edebilse de fazlası vücutta birikir ve ağır metal zehirlenmesine sebep olur. Elbette bi anda olacak bişey değil ama dikkat etmekte fayda var. Gene hazır yeri gelmişken; omega açısından en zengin balıklar derin ve soğuk su balıklarıdır. Yerli balıklar bu konuda pek iyi değildir; ithal somon, ton ve uskumru en lezzetli ve sağlıklılarıdır. Gelelim tarifime, malzeme listesi gene kişi başı..
  • 1 su bardağı makarna
  • 1 kutu ton balığı
  • 1 orta boy kuru soğan
  • 3 çorba kaşığı zeytinyağ
  • 2 çorba kaşığı soya sosu
  • 3 çorba kaşığı konserve mısır
  • 1 tatlı kaşığı sarımsaklı mayonez
  • 2 çorba kaşığı acı sos
         Makarnayı tuzlu suda haşlayın. Soğanı piyazlık doğrayıp zeytinyağında karamelize olana kadar tuz ve karabiberle soteleyin. Soğanlar karamelize olduğunda soya sosunu ekleyip 1 dakika kadar kısık ateşte karıştırarak sotelemeye devam edin. Haşlanan makarnayı makarna kasesine alıp üzerine soğanları ekleyip karıştırın. Yağını süzdüğünüz ton balığını, konserve mısırı ve sosları da ekledikten sonra karıştırıp afiyetle yiyiniz ((:



         AFİYET OLSUN (:

22 Nisan 2014 Salı

GIDA FUARI

        Çocukluğumdan beri fuar gezmeyi çok severim. Fuarla tanışmam araba fuarlarına denk gelir. Her sene babamla muhakkak araba fuarına giderdik (: Babam arabaları incelerken ben içlerinde fink atar, şunu al bunu al der dolanırdım. Her erkek arabalara düşkündür ama benim babamınki başkaydı; arabasına çok iyi bakar ama kimseden esirgemezdi. Servis garantisi bitmeden muhakkak değiştirirdi, yani iki seneden uzun bi arabaya bindiğimizi hatırlamam.Marka ve modelden memnunsa değiştirmez yükseltirdi, galerilerle ahbap olmuştuk resmen, yeni model geldiğinde illaki arar deneme sürüşlerine, lansmanlara davet ederlerdi. Öyle böyle bende de araba düşkünlüğü başladı, çocukluğumdan itibaren bütün araba markalarını modellerini, aksamlarını öğrendim. Yolculuklara hep aracımızla giderdik yol tabelalarını öğrenmem de öyle oldu. Ehliyet sınavlarına girerken çalıştığım tek bölüm motor oldu, en düşük aldığım not da motorundu, demek ki neymiş; en iyi eğitim örneklemelerle olanlarmış ((((: Siz hiç lastik değiştiren motora bakan kadın gördünüz mü, yol yardımın canı sağolsun ((((: Üniversitedeyken en büyük hayalim de babamla Paris otomobil Fuarı'na gitmekti, olamadı.. Neyse.. Derken Mersin'e farklı fuarlar da gelmeye başladı; gıda, tarım, mobilya, hediye, vb. Mersin fuarları çok sevdi, bir kaç sene önce CNR-EXPO Fuar alanı açıldı, şimdilerde fuarları gezmek çok daha keyifli (: Daha önce anlattığım gibi, çok gezerdik dolayısıyla gittiğimiz her şehrin meşhurlarını toplayıp evimize getirirdik, ama bitti mi bulamazdık. Her sene Trabzon'a gidemiyosun haliyle (((: Bu gıda fuarları bizim çok işimize yaradı (((:
        Geçtiğimiz cuma Gıda ve Gıda Makinaları Fuarı'na gittik. Karadeniz standını talan ettim (((: Tereyağ, tel peynir, lavaş peyniri aldım, geçen fuardan mısır unu almıştım henüz bitiremedik, sanırım biraz abartmışız (((: Kayseri standından elbette pastırma ve kuru mantı (: Kars standından eski kaşar. Tokat standından ekmek, gülmeyin evet ekmek aldım -_- Kastamanu standından külek balı, ki bu çok değişik bi bal. Şekerlenmiş gibi.. Ve doğal kurutulmuş incir ((:
         Almak istediğim daha çok malzeme vardı ama standlar hoşuma gitmedi, mesela pekmezden yapılan ürünlerin standları çok başarısızdı, içindeki yapay tatlandırıcıları çok net hissettik damağımızda. Bu tip yerlerde satın aldığınız ürünlere gerçekten dikkat edin, eğer damağınıza güvenmiyorsanız ürünlerin menşeiyle ilgili belgeleri görmek isteyin. Mersin'de en çok karşılaştığımız sahtekarlık çengelköy hıyarı konusundadır. Etiketi çengelköy hıyarı, menşei Mersin. Şikayet ede ede etiketi yerli salatalık olarak değiştirttik. Azmin zaferi ((: Özellikle süt ürünlerinde dikkatli olun, iyi pişirilmemiş peynirler brusellaya sebep olur, yumuşak peynirlerde özellikle sorun pişirim şeklini.




          Araya dereye bir de tarif sıkıştırayım sizin için (: Aldığım incirlerden 2-3 tanesini ikiye üçe bölüp saklama kabına yerleştirdim, üzerine bir kaç tane ceviz dizip üzerini sütle doldurdum. Akşamdan yapıp buzdolabına koydum, sabah kahvaltıda yemek için harika bi tatlı oldu. Ancak yarısını yiyebildim, siz de yapıp iki gün tüketebilirsiniz. Afiyet olsun (:


17 Nisan 2014 Perşembe

YUVA TATLISI

         Cuma sabahından günaydın (: Son mesai günü candır. Bugün iş çıkışı Mersin Gıda Fuarı'na gidicem, fuar gezmeyi çok severim ama gıda fuarının yeri apayrıdır tahmin edersiniz ki ((: Ülkenin neredeyse tamamını gezmiş ve nerenin nesi meşhursa tatmış biri olarak Trabzon'un tereyağından, peynirinden, mısır unundan; Kars'ın kaşarından; Hatay'ın baharatlı çökeleğinden; Bursa'nın kestane şekerinden; Çanakkale'nin Ezine peynirinden; Erzincan'ın tulumundan mahrum kalmak korkunç oluyor. Zincir markaların ürünleri asla yerinden alınmış yerel ürünlerin yerini tutmaz. Ezine'den gelen taze yumuşacık haliyle tanıdım ben Ezine peynirini, marketlerde satılan sertleşmiş haliyle değil. Dolayısıyla bu fuar sayesinde çeşitli yerel ürünlerden satın alabiliyorum. Şehrinizde fuar kuruluyorsa muhakkak gitmenizi öneririm (: Haa, yok ben şanslıyım zaten bu saydığın şehirlerde yaşıyorum diyosan bi zahmet bana da yolla (((:
           Şimdi vereceğim tarifin fıstık tozunu da yerinden almıştım (: Tamam abartmış olabilirim, Mersin aldığı göçler sonucu çok kozmopolit bi şehir oldu, neredeyse bütün şehirlerin yerel ürünlerini bulabiliyorum ama yerinden almanın verdiği keyfi vermiyor Malatya Pazarı poşetleri (((:
           Bu tatlıyı haftasonu yaptım aslında ama tarifini girmek bugüne kaldı. Çok hafif bi tatlı değil ama çok lezzetli. Eğer siz de irmiksiz şekerpare seviyosanız bunu da seveceksiniz. Beni tanıyan bilir, asla hayır diyemediğim iki tatlıdan biridir irmiksiz şekerpare (:
  • 3 su bardağı toz şeker
  • 3 su bardağı su
  • 1 çorba kaşığı limon suyu

  • 1 çay bardağı sıvı yağ
  • 1 çay bardağı eritilmiş tereyağ
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1/4 çay kaşığı tuz
  • 1 çay bardağı süt
  • 3-4 çorba kaşığı toz Antep fıstığı
  • elinize yapışmayan bir hamur elde edecek kadar un (kısacası aldığı kadar)
           Derin bir sos tenceresine şeker ve suyu birlikte ekleyip ocağa koyun. Şekeri karıştırarak eirttikten sonra kaynamaya bırakın. Şerbet kaynamaya başladıktan sonra limon suyunu ekleyip 1-2 dk daha orta ateşte kaynatıp altını kapatın.
           Antep fıstığı, un ve kabartma tozu hariç bütün malzemeleri derin bir karıştırma kabına alın. Daha sonra bi ölçme kabı yardımıyla un eklemeye başlayın. Hamur kıvama gelmeye başladığında un ve kabartma tozunu karıştırarak ekleyin. Ele yapışmayan yumuşak bir hamur elde edene dek yoğurun. Hamuru ikiye bölüp 1/2 cm kalınlığında açın. Önce bi çay bardağıyla daireler kesip tabanları oluşturun, daha sonra aynı bardakla daireler kesip daha küçük bi şişe kapağı yardımıyla halkalar çıkarın. Halkaları dairelerin üzerine yerleştirip oluşan yuvayı çay kaşığı yardımıyla toz fıstıkla doldurup fırın tepsisine dizin. 180 'C de ısıtılmış fırında üzeri hafif kızarana kadar pişirin. Tatlıları fırından çıkarır çıkarmaz ılık şerbeti tepsiye dökün. Tatlı alttan şerbeti çekecek, üzerinden dökmeyin fıstıklar dağılır.


           Soğuk servis edin, ben yanına bir kaşık kaymakla servis ettim. Servis önerim olsun (:

           AFİYET OLSUN (:

16 Nisan 2014 Çarşamba

PİZZA

       Dün akşam pizza yapacağımı söylemiştim. Pizza en sevdiğim fastfood diyebilirim. Gerçi evde yapınca pek fast olmuyor ama uğraşmanıza değer ((((: Eğer fırınınız müsaitse 3 tepsiyle 12 kişilik arkadaş davetlerini pizzayla idare edebilirsiniz ;) biz dün 6 kişi 2 tepsiyi silip süpürdük ama yanında başka bişey yapmamıştım. Siz kalabalık bi grup olacaksanız yanına patates kızartması, soğan halkası gibi yardımcılar ekleyerek tam bir fastfood gecesi yapabilirsiniz. Vereceğim tarif tamamen kendi damak tadıma göre, siz ana malzemeleri bir tutarak üzerini istediğiniz gibi şekillendirebilirsiniz. Pizza hamurunu yoğurup mayalandırmakla uğraşmayı pek sevmiyorum, ana malzemeleri un tuz şeker zeytinyağ ve mayadır. Tercih sizin ama ben ekmek fırınından ekmek hamuru alıyorum gündüzden, akşama kadar buzdolabında olmasına rağmen mayalanmaya devam ediyor, yumuşacık pofur pofur bi taban elde etmiş oluyorum. Benim önerim bu (: Vereceğim malzeme listesi iki jumbo boy tepsi için geçerli, yani 4-5 orta boy pizzaya denk, listenizi ona göre artırıp azaltabilirsiniz. Hadi kolay gelsin diyelim (:
  • 2 su bardağı taze domates rendesi
  • 2 çorba kaşığı zeytinyağ
  • 1 çay kaşığı pul biber
  • 1/2 çay kaşığı karabiber
  • 2 tatlı kaşığı kekik
  • 7 diş sarımsak
  • tuz

  • 400 gr mantar
  • 4 sosis
  • 1/4 kangal ya da 1 parmak sucuk
  • 700 gr mozarella ya da kaşar
  • 7-8 çarliston biber
  • 2 kutu mısır (340 gr'lıktı benim konservelerim)


        Gerçekten lezzetli bi pizza yemek istiyorsanız malzemelerinizi kaliteli seçin. Pizza görece pahalı bi yemek gibi görünebilir ama zincir markalardan sipariş ettiğimiz kalitesiz pizzalarla karşılaştırdığınızda bizim yaptığımız bayaaaa uygun kalıyor (((: Bu iki jumbo boyun maaliyeti aşağı yukarı 45-50 lira.
          Dip sosu yaparak başlayalım. Domates rendelerini derin bir sos tenceresine alın, üzerine sarımsak hariç bütün malzemeleri ekleyip kaynamaya bırakın. Kaynamaya başladıktan sonra altını kısıp 5 dakika kadar yoğunlaşmasını bekleyin. Bu arada sarımsakları tuzla ezip sosa karıştırın ve altını kapatın. Pizzanın bütün malzemelerini ince dilimleyip hazırlayın. Tepsilerinizi zeytinyağ ile yağlayıp hamuru açıp tepsiye yayın. Hamuru açmak çok kolay değil, mayalı hamur olduğu için lastiksi bi yapıya sahip. Unladığınız tezgahta yavaş yavaş genişleterek açın. Tepsiye yaydığınız hamurların üzerine dip sosu bölüştürüp yayın.


        Daha sonra sırasıyla peynir rendesini, sucuk ve sosis dilimlerini, halka doğranmış biberleri ve ince dilimlenmiş mantarları olabildiğince tek sıra halinde dizip en üstüne mısırları serpip 200 'C de ısıtılmış fırında 1 saate yakın pişirin, pişirim fırından fırına değişiklik göstereceği için 45 dakikadan sonra bir spatula yardımıyla hamuru kaldırıp tabanını kontrol edin, beyaz değilse pişmiş demektir. Pişirmenin belli bri noktasında malzemeler pişti ancak taban hala beyazsa fırının üst ısıtıcısını kapatın. Pişme süresi hamurunuzun inceliğine ve malzemenizin miktarına göre değişiklik gösterecektir. Gözünüz fırında olsun (:




        AFİYET OLSUN (:

DAVET SOFRALARI

        Zaman zaman hem arkadaşlarımdan hem de takipçilerimden davet sofralarıyla ilgili sorular alıyorum. Bugün de bir arkadaşımla aynı konuda mailleşince genel geçer ipuçlarını içeren bi yazı yazmaya karar verdim. 
  • Öncelikle kendinize bir konsept belirleyin. Bu konsept bir kutlama, özel bir gün veya bir mutfak olabilir. 
  • Belirlediğiniz konsept için klişelere takılıp kalmayın; sevgililer günüyle ilgili bir masa hazırlıyorsanız kalpler ve güllerle sınırlamayın kendinizi. Kırmızı bişeyler yapmaya çalışmayın, farklı olmaktan korkmayın. Tamamen ikinize ait zevklerle bezeyin masanızı. Klasik bir kaç dokunuşla günün anlamını kazandırabilirsiniz; yemek olarak ne seçerseniz seçin tatlıya ekleyeceğiniz çikolata dokunuşu yeterli olacaktır. 
  • Spagetti ilk bakışta çok romantik görünebilir ancak yemesi pek keyifli değildir, özellikle de özel günlerde. Her çatalda sosun sıçrama riski vardır. Dudak kenarında kalan sosla gülümsemek de  pek romantik bi görüntü çizmez ne yazık ki ;)
  • Ailenizi yemeğe davet ediyorsanız sevdiğiniz ortak bir mutfaktan yeni tarifler deneyebilirsiniz. İtalyan restoranına gitmekten hoşlandığınızı varsayalım. Carpaccio yapamayabilirsiniz evde ama restorandakinden çok daha lezzetli lazanyalar yapabilirsiniz. Mesela bolonez yerine sebzeli harç kullanmayı deneyebilirsiniz; kabak ve havuçla birlikte sotelenmiş mantara katacağınız bir kaç çorba kaşığı soya sosuyla klasik İtalyan lazanyasına uzak doğudan bir dokunuş yapmış olursunuz ;) hayal gücünüzü kullanmaktan korkmayın. 
  • Mutfakları birbiriyle kolajlarken dikkat edin. Tarhana çorbasıyla başlayıp ekşi tatlı soslu tavukla devam edemezsiniz. Uç bir örnek oldu farkındayım ama anlatmak istediğimi netleştirir diye düşündüm :) Bahsettiğim şu; İtalyan gecesi konseptini seçtiniz ana yemeğiniz lazanya, lazanya öyle bi yemektir ki içinde her şeyi barındırır. Yanına bir şey uydurmak çok zordur, başlangıca nasıl bir çorba verebilirsiniz, hem hafif olmalı hem İtalyan. Kremalı çorbalar genellikle Fransız mutfağından çıkmadır, ancak hafif bir kremalı sebze çorbasının üzerine kroton ekmeği yerine serpeceğiniz parmesan peyniri sunduğunuz çorbayı İtalyan'laştıracaktır. 
  • Milföy kurtarıcıdır. Yağlı, kıtır ve çok katlı hamur hemen her mutfakta mevcuttur. Onunla oynamaktan çekinmeyin. Şeritler halinde kestiğiniz milföyün üzerine yumurta, süt, şeker ve tarçını çırparak oluşturduğunuz sıvıyı sürerek her türlü peynir tabağının yanında sunabilirsiniz. Hem çok şık hem çok lezzetli ;)
  • Çok kalabalık sofralar hazırlayacaksanız mezelerinizi bir gece önceden hazırlamanız hem davet gününde telaşlanmanızı engeller hem de bi gün bekleyen mezeler daha lezzetli olur. Böyle davetlerde tatlılarınızı da bir gece bekleyenlerden seçebilirsiniz. Hem sükse yaratırsınız hem davet günü yorgunluktan davetin tadını çıkaramayacak hale gelmemiş olursunuz ;)
  • Eğer ızgaranız yeterince büyük değilse, bahçe davetlerine çok kalabalık misafir davet etmeyin. Yemeklerin tamamının pişmesini beklerseniz, hem insanlar çok acıkır hem pişenler soğur. Piştikçe yensin deseniz, sofraya birlikte oturulamaz, sonradan gelenler artıkların üzerine gelmiş gibi olur şık olmaz. Ne siz ne misafirleriniz keyifli bir gün geçirememiş olursunuz.
          Örnek menüler vermemi de ister misiniz ;
Meksika;
  Başlangıç, Sebze taco
  Ana yemek, Et fajita ve sosları tortilla ekmeğiyle
  Tatlı, Chili biberli çikolatalı sufle
İtalyan;
  Başlangıç, Parmesan rendesiyle kremalı brokoli çorbası
  Ana yemek; Bolones soslu lazanya
  Tatlı; Tiramisu
  Peynir tabağı ve tatlı milföylerle
Sevgililer günü;
  Başlangıç; Chili biberli, kroton ekmeğiyle sunulan sütlü domates çorbası (sakın kaşar eklemeyin)
  Ana yemek; taze baharatlı tereyağıyla sunulan biftek, kremalı patates graten ve baharatlandırılmış sebzeler
  Tatlı; Bitter çikolatalı sufle, üzerinde çiğ krema ile
  Şarap tüketecekseniz başlangıcı peynir tabağıyla değiştirmeniz daha uygun olacaktır
Antep;
  Başlangıç; Yuvalama çorbası
  Ana yemek; Karışık kuru dolma, kaşık salata, turşu
  Tatlı; Hazır baklava (ev baklavası asla Antep baklavasının yerini tutmaz, denemeyin bile)
Hatay;
  Başlangıç; Düğün çorbası
  Ana yemek; Hatay tepsi kebabı
  Tatlı; Hazır künefe alıp evde şerbetini kaynatıp dökebilirsiniz
Karadeniz;
  Başlangıç, Kaygana
  Ana yemek; Hamsi kuşu, salata, fasulye kavurması
  Tatlı, Laz böreği

        Liste uzar gider. Benim menülerim fikir versin, her zaman dediğim gibi hayal gücünüzü kısıtlamayın :)
   
        AFİYET OLSUN :)

TON BALIKLI MAKARNA

       Makarna salataları tamamen kişilerin hayal gücüyle sınırlıdır. Ton balığını da makarnayı da çok severim, elimdeki malzemelerle ikisini yaklaştırmayı da çok severim. Akşama pizza yapıcam, elimin altında mantar ve konserve mısır olunca birden aklıma öğlen için ton balıklı makarna yapmak geldi. Dediğim gibi ton balıklı makarnayı bambaşka şekillerde yaparım, yardımcı malzemelerim bazen mayonez olur bazen karamelize soğan, ama her seferinde ana malzeme bellidir; ton balığı ve makarna (: Bu kez tatlı, acı, tuzlu bir makarna yaptım. Yeni yediğim halde tarifini verirken bir tabak daha olsaydı sanırım onu da yerdim ((((: akşama denemenizi öneririm (: vereceğim malzeme listesi kişi başıdır dikkate alarak malzeme miktarı oluşturun.
  • 1/5 paket küçük boy herhangi bir çeşit makarna
  • 3-4 orta boy mantar
  • 2-3 diş sarımsak
  • 2 çorba kaşığı zeytinyağ
  • 160 gr'lık konserve ton balığı
  • 3-4 çorba kaşığı konserve tatlı mısır
  • 1 çorba kaşığı rende kaşar
  • acı sos (tercih meselesi)
  • 1 çorba kaşığı soya sosu
  • tuz karabiber
       Makarnayı bol tuzlu suda pişirme önerisine göre haşlanmaya bırakın. Tavada zeytinyağını ısıtıp bıçağın yüzüyle ezdiğiniz sarımsakları içine atın ve kızarmasını bekleyin. Mantarları yıkayıp ince dilimleyin. Sarımsaklar yağda kızardıktan sonra çıkarıp atın ve mantarları yağa ekleyin. Üzerine tuz ve karabiber serperek kavrulmaya bırakın. Mantarlar pişince soya sosunu ekleyin ve çekene kadar kavurmaya devam edin. Makarna haşlandığında süzüp servis tabağınıza alın. Ton balığının yağını süzüp makarnanın üzerine yayın, konserve mısırı da üzerine serpip mantarları ekleyin. En üstüne de rende kaşarı serperek servis yapın. Ben acı sos kullanmayı çok severim, dolayısıyla üzerine bir kaç tatlı kaşığı acı sos döktüm, acı severseniz knorr acı sos kullanmanızı öneririm (:



          AFİYET OLSUN (:

15 Nisan 2014 Salı

DEREOTLU POĞAÇA

        İstanbul'da yaşıyorken sitemizin hemen yanında bir patiseri fırın vardı, pazar sabahlarında en büyük keyfim ordan aldığım dereotlu poğaçalarla kahvaltı yapmaktı. Sıcacık, yumuşacık, bol dereotlu, az peynirli (: Mersin'e taşındığımda gördüğüm her pastaneden, patiseriden, fırından aldım ama hiç birinde o lezzeti bulamadım, hepsi çok yağlıydı. Sonra geçen gün yaptığım mayalı poğaçanın tarifinden muskatı çıkarıp dereotu eklemeyi düşündüm, düşünmekle kalmadım eyleme geçtim (: sonuç başarılı (: denemeye değer ;)
  • 1 su bardağı sıcak süt
  • 2 çorba kaşığı toz şeker
  • 1/2 tatlı kaşığı tuz
  • 1,5 paket kuru maya
  • 1 demet dereotu
  • 1 su bardağı sıvı yağ
  • 1 şişe ılık maden suyu
  • 100 gr beyaz peynir
  • 1 kg un
  • 1 yumurta
  • 2 çorba kaşığı süt
        Sıcak sütü derin bir kaba alıp toz şeker ve tuzu ekleyerek karıştırın, sütün sıcaklığı düşünce mayayı ekleyip karıştırın. Maya sütün sıcaklığıyla etkileşime geçerken dereotlarını ince doğrayın. Dereotunu, yağı ve maden suyunu süte ekleyip karıştırın. Maden suyundan kaynaklanan köpükler sönünce unu ve ufaladığınız peyniri ekleyip hamuru yoğurun, olabildiğince ele yapışmayan yoğurulabilir bir hamur elde edin. Eğer hamurunuz çok cıvık olursa tepside mayalanmaya bıraktığınızda yayılır, yumuşacık olmasına rağmen kabarmaz. Hamur kıvam alınca üzerini streç filme kaplayıp yoğurt mayalandırır gibi masa örtüsüne sarıp 40 dakika mayalanmaya bırakın. Mayalanma tamamlandıktan sonra yağlı kağıt serili fırın tepsisine ceviz büyüklüğünde bezeler yapıp aralıklı dizin. 30 dakika daha tepside mayalanmaya bıraktıktan sonra 1 yumurtayı 2 çorba kaşığı sütle çırpıp poğaçaların üzerine sürün. Fırını 200 'C de ısıtın. 20 dakika pişirdikten sonra fırından alıp 10 dakika tepside ılımasını bekleyip servis tabağına alın, sıcak servis yapın, pazar kahvaltısında muhteşem olur ama 1,5 saat hazırlanmasını beklemek ev halkı için ızdırap verici olabilir (: önceden pişirip pazar kahvaltısı için mikrodalgadan yararlanabilirsiniz ;) sonuçta teknoloji candır (((:


          AFİYET OLSUN (:

YABAN MERSİNLİ VE ÜZÜMLÜ KEK

       Modifiye tariflerimin Türk şeflerden olmadığını, hepsinin çeviri olduğunu daha önce söylemiştim. Sürekli yabancı tarifler çevirirken malzemeleri de merakımı uyandırıyor doğal olarak. Yeri gelmişken Türk şefleri neden takip etmediğimden de bahsetmek isterim. Yerel tatlar hariç hiç bir tarifin hakkını veremediklerini düşünüyorum. En meşhur restoranlarda dahi tiramisu yiyemezsiniz, peki tamam alkol kullanmayı tercih etmiyosun diyelim, aroma kullan. Ki alkol kullanmamak bir tercihse eğer, kullanmak da başka bir tercihtir; sen tiramisunun iki çeşidini yap ve tercihi bana bırak, dayatma. Hadi onu bi kenara bıraktım, kekle tiramisu yapmak da ne demek! Tiramisunun bisküvisi özeldir, saviord bulamadın mı, kedi dili kullan, ki ikisi birbirinin müadilidir. Peki ya o kreması, eski tariflere göz atın, tiramisunun kremasında mascarpone kullanılır, hadi bulamadın tamam labne kullan, ki sen şefsin bulamamak gibi bir lüksün yok! Beni benden alan diğer konuysa kremasına muhallebi katılması, diyecek söz bulamıyorum, şeflik ünvanını vereni bulup fırıncı küreğiyle dövesim geliyor. Pişirim yapma demiyorum "hobi olarak gene yap" ama yaptığın şeye tiramisu diyerek bin yıllık İtalyan tatlısına tecavüz etme! Ya risotto, ahhhh risotto; Türk şeflerin bu alkol kullanmicam ıkıntısı beni benden alıyor, arkadaşım şef olmuşsun da kimyayla alakan yok farkında mısın, ki mutfak dediğin gıdanın kimyasıdır. Her tür gıdanın nasıl değişimlere uğradığını bilmek durumundasın, etkileşimlerini, kaynama noktalarını, buharlaşma derecelerini, olurunu olmazını bilmek zorundasın. Alkol dediğin şeyi sıcak bi yaz gününde dışarıda unuttuğunda bir süre sonra alkolü uçar, alkol dediğin şeyin uçma noktası 70-80 'C arasındadır, suyun kaynama noktasıysa 100 'C, dolayısıyla kaynayan bir şeyin içine dökülecek her türlü alkol çok kısa sürede uçacaktır. Alkolden geriye kalan sadece fermante üzüm suyudur. Peki neden sirke kullanılmaz, sonuçta o da üzüm suyu, inanın bunu deneyen Türk şef dahi gördüm, olmaz, şarabın fermante derecesiyle sirkeninki bir değildir, şarabı dahi fazla pişirirseniz ekşiden yenemez hale gelir yemeğiniz, siz bi de buna sirke katacaksınız, dökün o yemeği, dökün dökün dökün.. İşte bu noktada bıraktım Türk şefleri takip etmeyi, "evde ne varsa" şekli yemek yapmayı emin olun bütün ev hanımlarımız sizden iyi biliyor, biz sizi takip ediyorsak yeni şeyler öğrenmek istiyoruz demektir. Karma katma gıda maddelerini kendim de yaparım sen bana reçete ver. Donut öğret, donutu bişi haline getirme, risotto tarifi ver, lapa pilav yemek istersem yaparım, senin risotto diye tarif ettiğin şey fazla suyla pişirilmiş lapa pilav ama ben risottonun o olmadığını çok net biliyorum, tiramisu tarifi ver seçeneğini de ver, "alkol kullanmak istemiyorsanız" de, bak ben bile diyorum bunu tariflerimde kahveli muhallebili kek tarifini bana tiramisu diye kakalamaya çalışma. Türk şeflerini takip etmem, tek bir tariflerini dahi paylaşmam, saygı da duymam; kendi işine/mesleğine saygı duymayan insana ben neden saygı duyayım ki.
        Gene nerden nereye geldim "God bless us" (((((: Neden girdim ben bu konuya gene (((: yaban mersini için girdim ((((: İthal tariflerden yola çıkıp ithal malzemelere getirecektim konuyu sadece (((((: Yaban mersini denen şey, o gül kurusu bordo renkli kuru üzüme benzeyen şeyler değiller, tazesi mor mavi renkte olup kurusu patlıcan moru siyah arası bir renge bürünüyor. Çok ucuz bi malzeme değil ama çok tatlı ve çok lezzetli. Marketlerin kuru meyve çerez bölümlerinde bulabilirsiniz, henüz zincir markalar paketli halini satmaya başlamadı. Ben Mersin'de Avşarlar gıdanın paketlemiş olduklarını Groseri Market'te buldum. 

tazesi bu

kurusu bu

        Evet gelelim yeni tarifimin doğuşuna. Üzümlü keki çok severim, öyleki keki kestiğimde hamurdan çok üzüm görünür. Dün de üzümlü kek yapmaya karar verdiğimde üzümümün az kaldığını gördüğümde içine benzer ne koyabilirim diye düşündüm, kuru kayısı falan koymak istemedim sonra kilerde bu paket dikkatimi çekti, keke kullanmak için pahalı bi malzeme olarak görebilirsiniz ancak o küçücük tanelerin kattığı tadı almadan karar vermeyin derim (: keki kestiğinizde yaban mersininin üzerinden kesmişseniz, çevresine verdiği hafif maviliği görmeniz, şekerli aromasını tatmanız lazım (: kısacası bulun ve pişirin (((: Amerikalıların bunu neden bu kadar çok kullandığını daha iyi anladım, her şeyini yapıyorlar. E haklılar, şimdi tazeisni bulmak kaldı (: Tarif için kullandığım kap 150 ml'lik bir kap, siz de ona göre bir kap seçin kendinize, hadi başlayalım (:
  • 3 yumurta
  • 1 kap toz şeker
  • 1 kap yoğurt suyu
  • 1 kap sıvı yağ
  • 3 kap un
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 kap kuru üzüm
  • 1/2 kap kuru yaban mersini
        Kek kalıbınızı tamamen tereyağıyla yağlayın, daha sonra kaba bir miktar un döküp çevire çevire bütün kabın kaplanmasını sağlayın. Yapışmayan unu ister un kabınıza yeniden dökün isterseniz benim gibi lavaboya silkeleyin (müsrif miyim ne :P).
       Fırını 175 'C ye ayarlayın. Kuru üzümleri sıcak suya koyup şişmesini sağlayın, kuru halde koyarsanız pişerken hamurunuzun nemini çeker, fırından çıktıktan sonra da çekmeye devam eder ve kekinizin kuru, sert ve bayat algılanmasına sebep olur. Yaban mersinlerini suya koymanıza gerek yok çünkü bu meyve asla üzüm kadar kurumaz. Yumurtaları tez şekerle mayonez kıvamına gelene dek çırpın, yaklaşık 10 dakikanızı alacak üşenmeyin bu kısım önemli! Yoğurt suyunu ve sıvı yağı ekleyin. Yoğurt suyu genellikle poğaçalara gevreklik vermesi için eklenir, bu kekte kullanmamın sebebi kekin dışında çok hoş bir doku oluşmasını sağlarken kekin dokusunu da daha gevrek bir yumuşaklıkta tutuyor olması. Sade keklerde süt, meyveli keklerde yoğurt suyu kullanmayı tercih ederim. Sade kekte süngerimsi dokuyu, meyveli kekte daha dolgun ve gevrek bir yumuşaklığı tercih ederim. Sıvı malzemeleri yumurtalı karışıma ekleyip çırpmayı sürdürün. Un ve kabartma tozunu birlikte bir kaba eleyin, üzümün suyunu süzün, yaban mersinleriyle birlikte una bulayın. Una bulanmadan kek hamuruna dökülen meyveler ya tabana çöker ya da homojen dağılmaz, dilimlediğinizde güzel bir görüntü elde edemezsiniz. Meyveli un karışımını diğer malzemelerle karıştırıp hızlıca çırpın, artık biliyorsunuz, un sıvılara oldukça hızlı karıştırılmalıdır, neden; gluten ortaya çıkıp hamurumuzu sertleştirmesin diyeeeee, aferim size (((: Hamuru kalıba döküp ısıttığınız fırında 35 dakika pişirin. Çıkardıktan sonra en az 20 dakika dinlendirin, hatta vaktiniz varsa bırakın kalıpta soğusun tamamen. Keki kalıptan ters çevirerek çıkarın, şekersiz içeceklerle servis etmenizi öneririm, üzüm de yaban mersini de oldukça şekerli çünkü (:





        AFİYET OLSUN (:

14 Nisan 2014 Pazartesi

KAYGANA

       İlk yazılardan beri takip edenler bilir, eşim Karadenizli (: ve ben Karadeniz mutfağına bayılırım nam nam. Kuymak olsun, kaygana olsun, hamsi kuşu olsun, nokul olsun, Sinop mantısı olsun, liste uzar gider böyle (: Bu hafta sonu da teyzemleydim ve kaygana yapmaya karar verdik, malum bahar olunca otlar coşar. Kayganayla kuymak birbirine karıştırılır; kuymak tereyağ, mısır unu ve tel peynirinden oluşur, kayganaysa bol ot, az mısır unu ve yumurtadan oluşur. Karadeniz bölgesi aldığı bol yağış sayesinde ot bakımından çok zengindir. Bu ot zenginliği hem sofralara yansır hem de hayvanları sürekli taze otla beslendiği için süt ve süt ürünleri de etleri de inanılmaz lezzetli olur. Ben kayganayı sadece ıspanakla tarif edeceğim ama normalde bin bir çeşit otla yapılır, kendinizi sınırlandırmayın. Boşuna değildir Vakfıkebir tereyağının peşine düşülmesi (: Bu bol yağış mevzu aynı zamanda benim gibi mantar manyağı insanlar içinde bulunmaz Hint kumaşı değerindedir. Sinop'ta yediğim, pazarda gördüğüm mantar çeşidini başka hiç bir yerde görmedim. Kıssadan hisse, eğer bir tatil planınız varsa muhakkak Karadeniz'i listenize ekleyin derim. Henüz 10 yaşındayken ailemle 20 günde Karadeniz'i aracımızla boydan boya gezdik; şehirleri, yaylaları, şenlikleri, insanları her şeyleri ama her şeyleri muhteşem. Öyle etkilenmişim ki gidip bir Karadenizli'yle evlendim (((: Gerçi Sinop pek Karadeniz kültürünün içinde değildir, daha doğrusu bizim dışarıdan gördüğümüz kültür Trabzon tarafına özgü daha çok. Sinop'a ilk gidişimde çok şaşırmıştım, İzmir'den koparılıp Karadeniz'e sonradan eklenmiş bir şehir gibi gelmişti. İnsanı demokratik, eşitlikçi, rahat. Gecenin kaçında isterseniz dışarı çıkabilirsiniz, tacize uğramazsınız, mayo üzerine ince bir elbiseyle bütün gününüzü şehrin merkezinde geçirebilirsiniz, istediğiniz an şehrin merkezinden dahi denize girebilirsiniz, çay bahçeleri Sinop'un eskimeyen kültürüdür mesela. İnsanlar hala simitleriniz alıp çay bahçelerinde otururlar, çay bahçesi adı altında kahvehanelere dönmemiştir. En meşhur çay bahçesi Yalı Kahvesi'dir ve kahvehane olması sizi kendi şehrinizdekilerle karşılaştırmaya yönlendirmesin, orası bambaşkadır. Böyle anlatmayı sürdürebilmeyi çok isterdim, gel gör ki son yıllarda güzel ülkemin 80 diğer ilindeki bozulma ne yazık ki Sinop'a da sıçradı. Geçtiğimiz iki sene haşemalılar ve donla denize girenler yüzünden ağız tadıyla denize giremeden geçti Sinop tatilimiz. Kimsenin yaşam tarzına değildir isyanım, "gel, ne olursan ol gel" ama mümkünse geldiğin yere uyum sağla, değilse olduğun yerde kal, ben halimden yaşam tarzımdan memnunum ki şehrim bu halde, kirletme.
        Gene nerden nereye geldik (: Kaygana tarifi verecektik (:
  • ayıklanıp doğranmış yarım kilo ıspanak
  • 1 su bardağı mısır unu
  • tuz
  • 150 gr tel peynir
  • 4 yumurta
  • tereyağ
       Tereyağ ve peynir hariç malzemeleri karıştırın. Derin bir tavanın tabanını bol tereyağ ile yağlayıp harcı tavaya yayın, orta ateşte altı kızarana kadar pişirin. Bir tabak ya da balık tavasının kapağı yardımıyla kayganayı ters düz edip arka tarafını da pişirmeye bırakın. Tersini çevirince üzerine tel peyniri yayıp kapağı kapatın. Altı kısmı da kızarınca servis tabağına alıp sıcak servis yapın.


        AFİYET OLSUN (:

ADANA KEBAP

       Haftasonu mangal zamanı demiştik daha önce (: Babamın yemek fabrikası vardı, yeni adıyla catering firması (: hani meslek isimleri modifiye edildi; sekreterler yönetici asistanı, kuafördeki manikürcü kız güzellik uzmanı oluverdi ya, işte aynı dönemde yemek fabrikaları da catering oluverdiler. İki tencere bir kepçe alıp 20 metre kare dükkan kiralayan herkes catering firması oluverdi, bir de bunun "butik" olanları çıktı ki baya bildiğin evde yemek yapıp günlere satan teyzelerin firmalaşmış hali (((: Neyse, neden girdim bu konuya? Dediğim gibi babamın yemek fabrikası vardı, Mersin'deki ilk yemek fabrikasının sahibiydi, eskiden yemekle ilgili iş yapmak da şimdi dediğim gibi iki kazan bir kepçeyle olacak iş değildi, aşçılık sertifikanız belgeleriniz ustalık belgeleriniz falan olmalıydı ve tabii ki yeteneğiniz; hem yemeğe hem ticarete. Babam diye demiyorum bilmediği, öğrenmediği, denemediği, yapamadığı yemek yoktu. Biz dışarda yemeğe sadece keyif için giderdik, bişeyleri yapamadığımız için değil. Hatta çocukken sinir bozucu oluyordu bu durum;

-baba döner yemeye gidelim mi
*ben sana evde yaparım

-baba kebap yemeye gidelim mi
*ben sana evde yaparım

-baba tantuni yemeye gidelim mi
*ben sana evde yaparım

-baba İtalyan restoranı açılmış, lazanya yemeye gidelim mi
*ben sana evde yaparım

-baba krem karamel alır mısın gelirken
*ben sana evde yaparım

-baba Mc Donald's açıldı gidelim mi
*benim yaptıklarım daha güzel

        Liste böylece uzar gider. Sonra bi gün geldi, hayatıma başka bi erkek girdi (: Babamla tanışma zamanı geldi, sonra yıllar geçti hayatımıza giren o erkek resmi olarak da hayatımıza dahil oldu, kocam oldu (: bu noktada babamı memnun etmek onun için de önemli oldu, kebabın tarifini ondan aldı ve babam hayata veda etmeden ona mangal keyfi yaptırdı. Ömrünün her aşamasında mutfakta olan babam ilk kez misafir oldu, mangalda tek kömüre dokunmadan karnını doyurdu, keyfini yaptı (: Şimdi haftasonları kebap keyfimizi babamdan aldığı elle eşim sürdürüyor, dışarıda yemek istediğimiz her şeyde "ben sana evde yaparım" cümlesini ben kuruyorum. Sahip olduğunuz her şey paylaştıkça değerlenir, babam bizimle ben sizinle paylaşıyorum (: Mutlu oluyorum, sizden cevap aldıkça, paylaşımlarda bulunduğunuzda ben daha çok mutlu oluyorum (: tek ricam var; denediğiniz tariflerim hakkında görüşlerinizi ekleyin..
  • kişi başı 150'şer gr yağlı kebaplık kıyma (kasabınıza kebaplık demeniz yeterli, içinde muhakkak kuyruk yağı olmalı)
  • kişi başı 2'şer büyük diş sarımsak
  • tuz karabiber pul biber
  • 3 kişiye 1 tane olacak şekilde salçalık biber
       Malzeme listesi oldukça kısa, burada önemli olan malzemelerin doğru biçimde doğranıp yeterince yoğurulması. Aksi halde etiniz mangalda dökülür, şiş üzerinde durmaz. Sarımsakları ve salçalık biberi püre haline gelene dek doğrayın. Dövmeyin, rendeden ya da makinadan geçirmeyin, incecik doğrayın. İlk seferde biber eklemeseniz de olur, önce eliniz kebap etini yoğurmaya ve sarımsakları yeterince küçük doğramaya alışsın, biber işine üçüncü dördüncü seferde girin ((: Bütün malzemeleri karıştırdıktan sonra macun gibi yapış yapış bir hal alana kadar hamur yoğurur gibi yoğurun. Daha sonra kebap şişlerine alttan üste çiğ köfte sıkar gibi sıkarak kıymanızı yayın. Mangaldaki kömürlerinizin tamamen köz halini almış olması gerekiyor, etiniz yağlı olduğu için ateşi görünce eriyip damlayacak ve altındaki közü alevlendirebilecektir. Kebabın alevde değil közde pişmesi gerekmekte, yoksa yanar. Etinizle közünüz arasında en az 3 santim boşluk olması gerekiyor. Arkalı önlü çevirerek pişirin. Sıcak servis yapın.


         AFİYET OLSUN (:

TAVUK ŞİŞ

       Malum haftasonu mangal zamanı evrensel bir gelenektir (: Bizim evde de durum farklı değil. Eskiden tavuğu çok severdim, her gün yesem bıkmazdım. Özellikle üniversitedeyken dışarıda yediğim şey sürekli tavuktu; köri soslusu, fırındası, ızgarası, burgeri, şiştesi, kızartması, tereyağlısı, vb. aklınıza hayalinize gelebilecek her şekilde tavuk yedim yıllarca. Yaklaşık 3 aydır ağzıma sürmüyorum desem yeridir. Sanırım bıktım (: Bir kaç sene önce en büyük keyfim, işten dönerken kayınvalidemi arayıp "pilav yap, piliç ızgara getiriyorum" demekti, ikimiz de çok severdik, hala yiyebildiğim tek şekli diyebilirim (: Gelelim şu an vereceğim tarife, tavuk şiş yapacaksak muhakkak soslar ve bir kaç saat vakumladığım buzdolabı poşetinde bekletirim.
  • 700 gr tavuk göğsü
  • 6 diş sarımsak
  • 1,5 çorba kaşığı domates salçası
  • 1 domates rendesi
  • tuz karabiber pul biber kimyon kekik
  • 2 çorba kaşığı zeytinyağ
  • 2 çorba kaşığı su
         Mutfakta kullanılan kesme tahtaları önemli bir konudur; ette kullandığınızı tavukta, tavukta kullandığınızı balıkta, balıkta kullandığınızı sebzede, sebzede kullandığınızı pasta malzemelerinde kullanamazsınız. Koku karışması bir yana, çapraz zehirlenme yaşarsınız. Çapraz zehirlenmenin en önemli sebebi tavuktur. Hazır tavuk tarifi veriyorken bu bilgileri de eklemek istedim. Ahşap kesme tahtaları geleneksel ve kullanışlı gibi gelse de verniksizini kullanmamaya özen gösterin. Kesme tahtalarınız farklı renklerde ve farklı malzemelerden oluşursa hangisini ne için kullandığınızı ayır etmeniz daha kolay olur. Özellikle tavuk ve balık için cam ya da porselen kesme tahtaları tercih etmenizi öneririm, yıkandığı zaman kalıntı bırakmaz. Pasta malzemeleri için her türlü kesme tahtası kullanabilirsiniz, pasta malzemelerinde kullandığınız tahtayı meyve kesmekte de kullanabilirsiniz. Et ve sebze de ayrı tahtalarda kesilmeli, özellikle ahşabın koku çekme özelliği olduğu için sebze tahtanızı vernikli ahşaptan seçmeniz sağlıklı bir seçim olacaktır.
     Gelelim tarifimize. Tavuk göğüslerini yıkayıp 2x2 boyutunda küpler halinde doğrayın. Tavuğunuzu yıkarken sıçratmamaya dikkat edin ve yıkama işi biter bitmez suyunun sıçradığı her alanı deterjanla temizleyin. Mutfakta hijyen önemlidir ama en önemlisi tavuk pişirirkenki hijyendir, tavukta bakteri çok hızlı ürer ve tavuğun zehirlenmesi en kötü besin zehirlenmesidir. Çapraz zehirlenmeye sebep olan da gene tavuktur. Bu denli rahat kullandığımız ve sık tükettiğimiz bir gıdada bu kadar dikkat etmemiz gerektiğini bilmiyordunuz değil mi (((: Evet tavuk göğüslerini yıkadık, doğradık. Derin bir kaseye salça, domates rendesi, yağ, su ve baharatları ekleyin. Sarımsakları tuzla ezip salçalı harca katın. Tavuk parçalarını da üzerine ekledikten sonra bütün malzemeyi karıştırıp buzdolabı poşetine doldurun, poşetin havasını olabildiğinde boşaltıp bağlayın. Şişe geçirmeden önce en az 2 saatliğine buzdolabında marinelenmeye bırakın.


        İşin bu noktasından sonrası sevgili eşime kalıyor (: Köz halindeki kömürlerin üzerinde usul usul pişiriyor ben de onu sofrada bekliyorum (: Size de öneririm, yemeğe eşinizi de katın (:
         AFİYET OLSUN (:

9 Nisan 2014 Çarşamba

MERCİMEKLİ BULGUR PİLAVI

       Yeşil mercimek protein ve demir bakımından oldukça zengin bi besindir. Bundandır ki 80'lerden 90'lara askerde et verilemiyorken neredeyse hergün yeşil mercimek çıkarmış. O dönem askerlik yapmış babalarımızın yeşil mercimekten nefret etmesi bundandır (: Bir tabura yemek yaptığınızı düşünün, getirin o askerdeki erlerin annelerini, annelerinin yemeğini bile beğenmezler; çünkü askerde kaloridir mühim olan, lezzet kimin umrunda, kalori artırmanın en kolay yolu nedir, karbonhidratla yağı dayamak. Kişi başı 15'er gr yağdan bir tabura pilav pişirin, o pilav yağ içinde yüzer, çorbaya döner. Bundandır yağ bidonları açılıp lıkır lıkır lavaboya dökülür. Bundandır baharatlar suya verilir. Bundandır etler çöpe atılır. Çünkü askeri listede yazan malzemeyi kullanmak zorundasın, kullandığında yenmez bi yemek mi çıkıyo ortaya, kenara ayırayım insani yemek pişireyim artan yağı yarın kullanırım diyemezsin, dedirtmezler, el mahkum, vicdan sızlar dökersin bidon bidon yağı lavaboya/gidere. Boşuna dememişler mantığın bittiği yerde başlar askerlik diye, askerliğin eylemi değildir mantık dışı olan sadece, herşeyidir. Milli servettir çöpe/lavaboya/gidere/çöpe giden lakin anlatamazsın askeriyeye "bre mel'un askerin rızkından kâr mı etmek senin amacın", "hayır insani yemekler yedirmek" diyemezsin, dersin de dinlemezler, getirttiğin kirazın dışının, muzun içinin çapını ölçmeye utanmadığı gibi binlerce lira da ceza keser "vay sen benim askerime 2 cm çapından küçük kiraz mı yedireceksin" diye.
       Neyse, nerden nereye geldim.. Çok doluyum bu konuda, mantıksız olan her konuda olduğu gibi.. Bunları da öyle herkesten dinleyemezsiniz, çünkü askere giden her er kişi "en büyük asker"dir ve asla nasıl boş beleş vakit geçirdiğini anlatmaz, askerliği izmarit ve yaprak toplayarak, tipi altında kar kürerek geçmiştir ama hepsi vatan kurtarmış edasıyla dönmüştür askerden. Hiç biri komutandan töbe haşa tokat bile yememiş hatta hepsi bizzati diklenmiş "kim olduğunu" ve "haddini" bildirmiştir ((((: gülmüyorum gözüme seğirme geldi (((:
       Ne diyodum, yeşil mercimek protein bakımından zengindir, evet ((: Bu tarifin bir de bulgur kısmı var ama o konuda mercimekte olduğu kadar dolu değilim (((: zihin sıçraması yaşayabileceğim bi konu değil bulgur. Zannetmeyin ki mercimekten önemsiz olduğundan, bulgurun olayı basittir; yurdumuzda yetişen en kaliteli karbonhidrattır, mideye çok faydalıdır ve B vitamini (özellikle B12) açısından çok zengindir. Doğalını bulabilirseniz en az omega kadar zihne faydalıdır, alzaymırın en büyük düşmanlarından biridir. Bulgurun her halini tüketin, yıkamadan kullanın zira bulgur zaten kaynatılarak üretilen bir tahıldır. Hadi pişirelim artık şu pilavı (:
  • 1 çay bardağı yeşil mercimek
  • 1,5 su bardağı bulgur
  • 3 su bardağı kaynamış su
  • 2 büyük boy soğan
  • 1/2 çay bardağı zeytin yağ
  • 2 çorba kaşığı tereyağ
  • tuz
       Mercimeği bir kaç kez yıkayıp üzerine su ve 1 çay kaşığı tuz  ekleyerek kaynamaya bırakın, mercimek kaynamaya başladıktan sonra 10 dakika pişirip altını kapatın. Siz gene 10 dakika geçtikten sonra kontrol edin, eğer sertse bir kaç dakika daha pişirebilirsiniz. Mercimeği pişirirken tuz eklemek önemlidir, hem tat verir hem kabuklarının ayrılıp kötü bir görüntü oluşmasını engeller. Mercimek piştikten sonra tencereye soğuk su ekleyip pişme eylemini durdurun. Derin bir tavaya zeytin yağını koyup ısıtmaya başlayın, soğanları çeyrek halkalar halinde kesin (önce ikiye bölün, kesme tahtasına aldığınız yarım soğanın ortasından kesip ince ince doğrayın), soğanları ısınan yağa ekleyin. Üzerine 1 çay kaşığı tuz serpip kavurmaya başlayın, soğanlar hafif kavrulunca tereyağını da ekleyip kavurmaya devam edin. Soğanların tam anlamıyla pişmesi 20 dakikadan uzun sürer bilginize. Soğan kavrulurken 3 su bardağı kaynayan suyu pilav tenceresine alıp üzerine bulguru ve 1 çay kaşığı tuzu ekleyin. Tencerenin kapağını kapatıp pilavın suyunu pişmesini kısık ateşte bekleyin. Pilav suyunu çektiğinde mercimeği süzüp pilava ekleyin, kavrulan ve rengi sarıdan sütlü kahveye dönen soğanları da ekleyip karıştırın. Yarım saat kadar dinlendirdikten sonra sıcak servis yapın.


       Ben yanına ızgara kuzu eti ve kış salatası (randelenmiş havuç, turp, maydanoz, domates, limon, nar ekşisi, balsamik sirke) yaptım afiyetle yedik (: Size de..

       AFİYET OLSUN (:

7 Nisan 2014 Pazartesi

MÜRVER ÇİÇEĞİ KEKİ

       Mürver çiçeği reçelini denediniz mi bilmem, çok hoş çiçeksi ve ferah bi tadı vardır. Adı bi yerden tanıdık geliyo ama çıkaramıyorum diyosanız muhtemelen Harry Potter'daki Mürver Asa'dan hatırlıyosunuzdur (((: Gül reçelini seviyosanız bunu da seversiniz, kokusu ve aroması benzemez ama yapısı aynıdır.
       İkea mobilya, ev dekorasyon yelpazesinin yanına uzun süre önce gıda marketini de ekledi. Hem restoranında yediğimiz şeyleri hem de çoğunluğu İsviçre'den gelen bilimum gıda ürününü satın alabiliyoruz. Bir İsviçre çikolatası aşığı olarak her gidişimde muhakkak gıda marketine de uğrarım. Son gidişimde mürver çiçeği şurubu almıştım. Daha önce yabancı şeflerin tariflerinde çokça rastlamıştım, merak ediyordum ancak Türkiye'de sadece reçelini, o da öyle her yerde değil, bulabiliyordum. İkea'da görür görmez sepete ekledim, sulandırarak meyvesuyu gibi tüketilebiliyo; bkz. gül şerbeti, ya da krema ve dondurmalarda sos olarak kullanılabiliyo. Ben kekte denemek istedim. İlk kullanım olduğundan baymaması için miktarı az tuttum, çok hafif bir ferahlık hissi verdi keke, bir dahaki sefere ben miktarı iki katına çıkarıcam, dolayısıyla siz ilk denemede iki ölçü kullanabilirsiniz. yalnız şurup da şekerli olduğu için, iki ölçü kullanacaksanız kekin şekerini 1-2 çorba kaşığı azaltmanızı öneririm. Evet malzemelere geçelim (:
  • 3 yumurta
  • 150 ml'lik ölçü kabıyla 1 kap toz şeker
  • 300 ml'lik ölçü kabıyla 1 kap un
  • 100 ml sıvıyağ
  • 150 ml süt
  • 30 ml mürver çiçeği şurubu
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 paket vanilin
       Yumurtaları ayırıp, sarıları bi kaba beyazları başka bi kaba alın. Yumurta sarılarının üzerine toz şekeri döküp mayonez rengine dönene dek çırpın. Sıvıyağ, süt ve şurubu ekleyip karıştırın. Un, vanilin ve kabartma tozunu eleyerek ekleyin, pürüzsüz ve akışkan bi hamur elde edince yumurta beyazlarını traş köpüğü gibi görünene değin çırpın (sade mereng hazırlıyoruz) ve kek hamuruna ekleyip olabildiğince yumuşak hareketlerle hamura yedirin. Yağlayıp unladığınız kek kalıbına hamuru döküp önceden 170 'C de ısıttığınız fırında 35-40 dakika pişirin. Fırından çıkardığınız keki en az 30 dakika dinlenmeye bıraktıktan sonra kalıptan çıkararak servis yapın.



       Mürver çiçeği şurubu sağ arkada görünen, fikriniz olsun diye kadraja ekledim. Bulabilir misiniz bilmiyorum ama bulamazsanız marketlerin içki reyonlarında satılan ve ilginizi çeken herhangi bir şurupla da yapabilirsiniz. Şuruplar alkol içermezler ancak genellikle alkollü kokteyllerin yapımında aroma olarak kullanıldıkları için aynı reyonlarda satılırlar. Alkolü et pişirimlerimde kullanırım arada ancak hamurişinde denemedim, dolayısıyla aklınızda bir soru işareti bırakmamak adına eklemiş olayım bu bilgiyi de ((:

       AFİYET OLSUN (:

MAYALI SADE POĞAÇA

      Pazar kahvaltısında şöyle misss gibi sıcacık poğaça olsa ne güzel yenir di mi (: Pastane poğaçası sizin de midenizi yakıyo ama o yumuşacık, bulut gibi muhteşemlikten de vazgeçemiyosanız buyrun bu tarif tam sizlik. Cumartesi arkadaşım gelecekti, ben de bi kaç haftadır doğru dürüst mutfağa girmiyodum, bi anda kendimi mutfakta buldum, haftasonuna atıştırmalık bişeyler gerekir (: Bir saat içinde mutfaktan mis gibi kokular yükselmeye başladı, tutmasalar daha da yapardım (((: Bu poğaçadan 20 tane çıktı haftasonundan bugüne bir tane kalmadı ((: Bugün ev ahalisi yeni tepsiler bekliyor, iş dönüşü tazeler çıkacak fırından.. Bak iş çıkışı diyorum, mayalı olmasına rağmen diyorum, ben yapıcam sen de yap diyorum (((: Al malzemeleri missss.. Hım şunun da bilgisini vereyim, normalde kek yaparken 1 su bardağı sıvı yağ kullanırız yaklaşık yarım kilo una, burda 950 gr una 1 su bardağı sıvı yağ konuyo. Mayalı poğaçada normalde katı yağ olur ve midemizi yakan da odur. Dolayısıyla internetten bulacağınız diğer pastane poğaçası tariflerinden oldukça hafif bir sonuç alacaksınız, bilginize (:
  • 1 su bardağı sıcak süt
  • 1 paket kuru maya
  • 1 şişe ılık maden suyu
  • 1 su bardağı sıvı yağ (ben fındık yağı kullanıyorum)
  • 2 çorba kaşığı toz şeker
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • 950 gr un
  • 1/2 çay kaşığı rendelenmiş muskat
  • 1 yumurta
  • 2 çorba kaşığı süt
       Derin bir yoğurma kabına toz şekeri koyup üzerine sütü boşaltın, karıştırarak eritin. Ilıyan süte kuru mayayı serpip karıştırın. Sütün ısısının mayayı işleme geçirmesi için 5-10 dakika kadar bekleyin. Maden suyu, süt ve tuzu ekleyip karıştırın, muskatı rendeleyip unu ekleyin. Yavaş yavaş karıştırarak yapışkan bi hamur elde edin. Karıştırma kabınızın üzerini streç filmle örtüp yoğurt mayalar gibi bir masa örtüsüne sararak 40 dakika dinlenmeye bırakın.
       Dinlenen hamurdan istediğiniz büyüklükte parçalar kopararak yağlı kağıt serili fırın tepsisine aralıklarla dizip 30 dakika daha mayalanmaya bırakın. Hamur, tepsi mayasını da alınca yumurtayla 2 çorba kaşığı sütü çatalla çırpıp poğaçaların üzerine sürün, 170 'C de ısıttığınız fırında 22 dakika pişirin. Sıcak soğuk her şekil enfes (((:


       AFİYET OLSUN (:

3 Nisan 2014 Perşembe

KURABİYE

       Neredeyse iki haftadır tarif giremiyorum, dolayısıyla şikayet almaya başladım (: Geçtiğimiz hafta eğitim dolayısıyla şehir dışındaydım, bu hafta başından beri de yeni birimime geçmekle ve adaptasyon süreciyle uğraşıyorum. Yeni ofisimi ve manzarasını belki daha sonra paylaşırım, şimdilik odadan boya kokusunu çıkarmakla ve mide bulantısıyla uğraşmaktan pek keyfini çıkaramıyorum. Bu arada bi kurabiye yapalım bari :)
  • 1/2 paket yumuşak tereyağ (125 gr)
  • 1 çay bardağı sıvıyağ
  • 1 çorba kaşığı hindistan cevizi
  • 1 su bardağı pudra şekeri
  • 1 çay bardağı yoğurt
  • 1 yumurta
  • 2,5 su bardağı elenmiş un
  • 1 paket kabartma tozu
  • 2 paket vanilya
       Un, kabartma tozu, vanilya ve pudra şekerini karıştırıp derin bir kaseye alın. Kuru malzemelerin ortasına havuz açıp diğer malzemelerin tamamını ekleyin. Ortadan dışa doğru yavaş yavaş karıştırarak yumuşak bir hamur elde edin. Un markasına göre kendini bırakma durumu değişiklik gösterebiliyo, yanınızda fazladan yarım bardak daha un bulundurursanız kullanabilirsiniz.
       Yumuşak hamurunuzdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp istediğiniz şekli verin. Yağlı kağıt serdiğiniz fırın tepsisine dizip üzerine bıçakla ya da çatalla desenler yaparak 170 'C de ısıtılmış fırında 20-25 dakika pişirin. Fırından çıkardığınız kurabiyeleri üzerini kapatmadan soğumaya bırakın. Sütle servis yapabilirsiniz (:
       Ben bazılarının üzerine çekirdek içi serptim, siz de üzerine susam ya da çekirdek içi serpebilirsiniz, yaratıcılığınıza kalmış (:

       AFİYET OLSUN (: